YAŞAM İÇİN DAHA İNSANCA BİR SEBEP LAZIMDI!
“İnsan dünyaya sadece yemek içmek ve koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı! Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı...”
Her şey bu sözleri okumamla başladı, küçük bir kız çocuğunun hayatı sorgulamasına bu sözler büyük bir etken oldu  diyebilirim. Sahi insan bu kadar mıydı sadece?  Bu birkaç cümleden ibaret mi? Oysa hayatın başka anlamı olmalıydı!..
İdeallerimiz...
Hayallerimiz... 
Bir savaşımız olmalıydı...
Alelade olan bu hayatın içinde bizim için gizlenmiş yaşama değer, daha farklı anlamlar olmalıydı!.. 
Kimdi bu sözleri söyleyen, bana  yaşamı sorgulatan, çocuk yaşımda ruhuma dokunan...
Tesadüfen okuduğum bu sözler sonrası tanıdım sevgili Sabahattin Ali’yi, bu güzel tesadüfün ardından benim dile getiremediğim nice sözcüklerin varlığıyla tanışmanın mutluluğu yanı sıra, hazin biten bir yaşam öyküsünü öğrendiğimde muzdarip olmaktan alıkoyamadım kendimi.
“İçimizde şeytan yok...
 İçimizde aciz var... 
Tembellik var... 
İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var...”
‘’Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.”
“Herkes ne diyecek? Fakat bu ana kadar herkesten ne gördüm ki? Bana en yakın olanlar dâhil olmak üzere, bu herkes dedikleri şey beni üzmekten, hayatımı manasız bir hâle sokmaktan başka ne yaptı? Bu yaşıma kadar en iyi zamanlarım tam manasıyla yalnız kalabildiğim günler olmuştu."
“Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku… Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz. İnsan muhitin bayağı, manasız, soğuk tesirlerinden kurtulmak istediği zaman yalnız okumak fayda verir. Bana en felaketli günlerimde kitaplarım arkadaş oldu. Fakat bu yetmiyor. Şiirlerimde de gördün ki, kitaplara rağmen çok ıstırap çektim. Çünkü candan bir insanım yoktu. Sen benim yarım kalan tarafımı ikmâl edeceksin.”
Bende tesiri büyük  cümlelerin birkaçını  paylaşmakla beraber, kolektif bir yaşamın, birbirimize iyi gelecek şeyleri aşılamanın ve  paylaşmanın değer bilinciyle doğum gününde bu naif adamdan bahsetmek istiyorum. 
Aslen Karadenizli Olan Sabahattin  Ali, 25 Şubat 1907 yılında; günümüzde Bulgaristan’a bağlı olan ve Türklerin yoğunlukta olduğu Eğridere’de dünyaya gözlerini açmıştır. Babası Ali Selahattin Bey’in görevi yüzünden sık sık şehir değiştiren yazar, İlköğrenim hayatını farklı şehirlerde ve farklı okullarda tamamlamak zorunda kalır. Ülkenin işgal altında olduğu yıllarda maddi sıkıntılar çeken Sabahattin Ali ve ailesi zor dönemler geçirir. İlkokul öğrenimini tamamladıktan sonra Balıkesir Öğretmen Okulu’na parasız yatılı olarak giren Sabahattin Ali, 5 yıl burada öğrenim görür ve  ilk şiir denemelerini burada yazmaya başlar. Bu süre içinde edebiyat öğretmeni olan Ali Canip Yöntemin yardımıyla şiirleri çeşitli dergilerde yayımlanır. 

1926 yılında babasının ölüm haberi üzerine  “babam için’’ adlı şiirini kaleme alarak Güneş dergisinde yayımlanır. Öğretmen Okulu’ndan mezun olduktan sonra öğretmenlik mesleğine dayısının da yardımıyla Yozgat Cumhuriyet Ortaokuluna tayin edilir. Yozgat’ta yaptığı bir yıllık öğretmenlik deneyiminden sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı sınava girer ve sınavda  aldığı başarı ile Almanya’da iki yıl eğitim görme hakkı kazanır. 1928-1930 yılları arasında Almanya’da geçirdikten sonra yurda geri dönen Sabahattin Ali, öğretmenlik mesleğine Orhan Eli’de (Bursa) bir ilkokulda devam eder ve ilerleyen yıllarda Aydın ve Konya illerinde bulunan ortaokullarda Almanca Öğretmenliği yaparak hayatına devam eder. Yazar 1931’de Konya'da bulunduğu sırada, bir arkadaş toplantısında hem komünizm propagandası yaptığı  hem de Türk devlet yöneticilerini eleştirdiği iddiasıyla tutuksuz yargılandı. Soruşturmaların derinleşmesiyle İstanbul’a sevk edilerek  1932’de tutuklu yargılanmasına karar verildi. ilk Konya cezaevinde yatan yazar, daha sonra on dört ay hüküm giyerek Sinop cezaevine nakledildi. Yazar herkesin kulağına aşina olduğu, Edip Akbayram’ın seslendirdiği   ‘’Aldırma gönül’’ adlı şiirini  Sinop  ceza evinde  yazmıştır. (Günümüzde de  yazarın  şiirini yazdığı hücresi müzeye dönüştürülmüş  turistlerin ilgisini çeken yer haline gelmiştir. Sadece edebiyata değil Türk müziğine de onlarca güzel beste kazandırmış olan yazarın bestelenen bir çok şiiri günümüz sanatçıları tarafından halen seslendirilmektedir.)
Bu süreçte memurluktan ihraç edilen Sabahattin Ali Cumhuriyetin onuncu yıl dönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşunca,1933 yılında cezaevinden  çıktıktan sonra Ankara'ya giderek Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurup yeniden göreve alınmasını istemiştir. Dönemin bakanı Hikmet Bayur'un ‘eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini’ istemesi üzerine Varlık dergisinde ‘Benim Aşkım' adlı şiirini yayımlayarak (15 Ocak 1934) Atatürk'e bağlılığını göstermeye çalışmış tekrar devlet kurumlarında görevlendirilmiştir.
Tam bir aşk adamıdır Sabahattin Ali, gittiği şehirlerde ilgisini çeken kadınlar olmuştur hep  ama 16 Mayıs 1935 günü Aliye Hanım ile evlenir. 
1936'da askere alınmış, 1937’de  kızı Filiz Ali dünyaya gelmiştir. Yedek Subay olarak askerliğini Eskişehir'de tamamlamış, 10 Aralık 1938 de Musiki Muallim Mektebi'nde Türkçe öğretmeni olarak göreve başlamıştır. 1940 yılında tekrar askere alınmış, askerliğini yaptıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'nda Almanca öğretmenliği yapmıştır. 
ÖYKÜLER:
-Değirmen (1935)
-Kağnı (1936)
-Ses (1937)
-Kağnı - Ses (1943 - İki Kitap Birlikte)
-Yeni Dünya (1943)
-Sırça Köşk (1947). 
ŞİİR:
Dağlar ve Rüzgâr (1934)
Kurbağanın Serenadı ve Öteki Şiirler'le birlikte (1937) 
Yazarın yukarda belirttiğim üzere öykü ve şiir kitapları yanı sıra, 1943 ile 1947 yılları arası ilk romanı  ‘Kuyucaklı Yusuf’ ardından  ‘Kürk  Mantolu Madonna’ ve  ‘İçimizdeki Şeytan’ isimli romanları yayımlandı. Yayımlandığı dönemde fazla tepki toplayan romanlar yüzünden yazar, fazlasıyla zor zamanlar geçirmiştir. İçimizdeki Şeytan adlı eseri Hüseyin Nihal Atsız ve milliyetçi kesim ile arasının bozulmasına neden oldu. Atsız’a karşı dava açtı kazandı fakat tepkiler hiç bir şekilde dinmeyince, Ankara Devlet Konservatuarındaki görevinden alındı. Bu dönemler yazdığı gazeteler olaylar sonucunda kapatıldı.
Bu olaylardan sonra İstanbul’da gazetecilik yapmaya karar veren Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile birlikte Markopaşa isimli mizah dergisi çıkarmaya başladı.
Bu dergideki yazıları yüzünden tekrar tutuklandı ve 3 ay kadar hapis yattı.
Bu dönemde bir süre daha cezaevinde yatıp çıktığında, tek partili dönemlerde yazıları hiçbir yerde yayınlanmaz ve işsiz kalır. Yaşadığı durum dayanılması mümkün olmayan bir hal almaya  başlayınca Sabahattin Ali, bu kötü şartlar yüzünden ülkeden gitmek ister ama pasaportları onaylanmayınca, Bulgaristan sınırını geçmek isterken kendisine kaçma girişiminde rehberlik eden Ali Ertekin tarafından milliyetçi gerekçeler öne sürülerek,  41 yaşında şaibeli bir şekilde  öldürülür.  Ne yazık ki cesedi aylar sonra tanınamaz bir halde bulunur.
Daha çok şiir ve öykü öykü yazarı olarak bilinen  yazar, yazdığı romanlarla 41 yıl süren kısa  ömrüne sığdırdığı eserlerle Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı’nın önde gelen yazarı haline gelmiştir. Ayrıca çevirmen kimliğiyle bir çok eserin çevirisini de yapmıştır. 
Kaleme aldığı eserlerine bakıldığında tam bir aşk adamı olan  Sabahattin Ali ilk yazdıklarında aşk motifleri kullanmış, sonraları toplumsal sorunlara yönelik olarak köy, kasaba ve kent gerçeklerini ilk defa toplumcu,  realist ve gözlemci bir anlayışla eserlerinde yansıtmıştır. O’na göre edebiyatın amacı insanlarda daha iyiye daha güzele yükselmek arzusu uyandırmak olmalıdır. Roman ve hikayelerinin teması köy, kasaba, kent insanlarının gündelik yaşamıyla yakından ilgilidir. Olaylara bir aydın gözüyle değil sıradan bir insan gözüyle bakarak, romanlarındaki insanların bireysel yaşamlarını ardındaki toplumsal sorunlarla ilgilenerek, ezilen insanların acılarını ve sömürülüşünü işlemiştir.
Fazlasıyla hareketli geçen bir hayatın içerisinde yaşadıkları ve uğradığı ihanetler onu yalnızlaştırmış, bütün eserlerinde yer alan anlaşılmama, bir köşeye çekilme, ya da olayları kabullenme şeklinde ortaya çıkan içinde yaşadığı bir kırgınlıkla kendini soyutlanma hali, ömrüne yayılan bir yaşanmışlıktır. Bulamadığı cevaplar ile çaresiz kalırken, yaşanan ve benimsenen hayatın sıradan ayrıntılarının içinde kaybolması, istediği yaşamın ve özgürlüğe engel olması nedeniyle çaresizliğini artırmıştır. Yaşamda net bir insan olan yazar bu netliği karşılıklı ilişkilerde de aramış ve bulamamıştır. Sevgiye verdiği önemi, samimiyetini yazdıklarında ne kadar hissedildiğini okurları çok iyi bilir. Ki günümüzde kitapları en çok satanlar arasında yer almasında yazarın samimi dilinin etkisi büyüktür.
Yazar öldükten sonra kızına ve eşine yazdığı mektuplar “ Canım Ali’ye Ruhum Filiz” adıyla derlenerek okuyucuyla buluşmuştur. Ayrıca yazarın hayatını sevgili Osman Balcıgil’in kaleminden “Yeşil Mürekkep” adlı eserde okumamız da  mümkün. 
Yaşamı, edebi kişiliği ve eserleri ile gönlümüze taht kuran bu naif adam,  Sabahattin Ali 114yaşında...
Sevgi, saygı ve özlemle..



Kategoriler

downloadfilmterbaru.xyz nomortogel.xyz malayporntube.xyz