İki mavi arasında akşam olmakta. gök mavi, deniz mavi, alabildiğine gördüğüm her şey mavi. bozuk kaderin mavi gecelerinden sesleniyorum duyuyor musun?

eminönü iskelesinde opera dinleyen adam! bir gün mutlaka, diyordu; beethoven bir senfoni yazacak ve bizzat kendi çalacak, benim için. yalnızlık seremonisi uzaktan “tin” yapıyor. bu gece hayata, bize koyduğu yerden koyalım... gel, mavilerin bittiği yerde sevelim hayatı.

sol anahtarını bırakıp kenara, rast gele atladım hayatın içine. perde perde dolaşıyorum porte aralıklarında. başı boş bıraktım dünyayı şimdi yalnızlık sarhoşu... dönüyor dönüyor. durup dinlemez çizgilerim ağlıyor.

beni bu ayrılıklar için mi yarattın! bu lanet kederlerin ortasında bir sol anahtarı bile vermeden elime. beynimin sekiz bin köşesinde sekiz bin davul çalıyor, susturmayın davulları. biliyorum davullar susarsa ayrılık marşları çalar. korkuyorum, rüyamda bile sana uzatmaktan elimi. bak dinle beni, bu gece açıl rüyana geçmiş yıllara yeniden demir atalım. o sevişmeleri yeniden canlandıralım. dudaklarının sıcaklığı en mahrem yerimde gezsin, dolaşsın, eğlensin. yani gününü gün etsin. bir dahası olmayacak. sakın! yarın, deme. yarın yok. an bu an, başka yok!

tanrının vurduğu yerde biz de ona vuralım, mutlu olalım yani utancıyla baş başa bırakalım.

seni nerelerde düşünmedim ki? ben seni düşündüğüm her yerde düşündüm. düşümde, düşündüğüm yerlerde gördüğüm düş’lerde düşündüm.. sonra düşünmeyi bırakıp seni düşündüm. sen düş’ümdün artık..... şimdi, işte böyle düşünüyorum anlıyorsun. ağlama, sil gözyaşlarını göz yaşların ki her bir damlası bin ömre değer.

belki önce tanrı bizi yarattı; biz sevgiyi. belki ikisini de tanrı yarattı, belki biz ikisini. belki tanrı sadece belkileri yarattı bizle alay etmek için! belki sevgi tanrı ve bizi yarattı... ne fark eder;tanrı sevgi ve biz ayrılmaz bir parça değil miyiz?

uykularımın bölündüğü saatlerde, usul usul çıkıyorsun odamdan yukarılara çok yukarılara çıkıyorsun, ben yetişemiyorum, sen ağlıyorsun. yaban gülünün dikenleriydi bakışların, baktığında tüm vücudum sekiz bin parçaya bölünürdü,... martılar bilirdi o bakışlarını ve yüzlerce sorti yaparlardı ayağının altındaki tozları görmek için, öpmek için. seni bir kaldırım taşları anladı birde ben.

gitmek mümkün olsa gidebilsem ütopyalarımın ya da en azından hayallerimin peşinden nefret etsem her şeyden, yada  sen olmasan ve ben hiçbir şeyden nefret etmesem. ama ne sen yok olursun ne de ben.

işte şimdi sana son kez susuyorum iyi dinle:, tüm alfabelerden senin adının harflerini çıkarttım.. kimse söyleyemeyecek bağırarak-susarak. sözlüklerden anlamayacaksın. anlamın olmadığından an’ların da olamayacak!

işte, gözümüz aydın! kurtulduk toplum kurallarından. altımızda yükü bırakıp üzerinden kayıverdik. işte şimdi buradayım bakıyorsun yüzüme, beni sen görmüyorsun. sana daha önce çok sustum, biliyorsun yirmi bir kere sessizce. işte o susmalarımdan, işte o yüzden senin, işte o son seslenişini anımsıyorum;

      başını ellerinin arasına alda bir düşün!

      ömrün oldukça kurduğun-gördüğün o düşün,

      seni ne anlamsızlıklara sürüklediğini bir düşün!

      ve beni çok sev, sev olayım senin tek düşün.



Kategoriler

downloadfilmterbaru.xyz nomortogel.xyz malayporntube.xyz