Ucuz bir meyhanede içtiğim mercimek çorbası sonrası cebimdeki son parayı hiç düşünmeden harcama lüksünü kendime vermiş, sofrayı donatmıştım. Masada en sevdiğim mezeler ve tüm asaletiyle bir büyük duruyordu. O masada duran rakı şişesinin verdiği özgüven, içtiğim bir yudumla beraber damarlarıma işlemişti bir anda. O rakı bardağının yanında duran şalgam bardağı, birbirlerine kavuşan çiftin mutluluğunu veriyor bana. Masamda iki sevdalı bir ben üçlü koalisyon bakışıp duruyoruz. Ben içimdeki efkarı tam masaya bırakmak üzereyken meyhanenin çeşitli yerlerine yerleştirilmiş bir tanesi dibimdeki pencerenin tepesine asılı duran hoparlörden bir şarkı çalınıyor. “Zamanın eli değdi bize, çoktan değişti herşey…” diyen Müslüm babanın sesi yayılıyor tüm meyhaneye. Müzik sesiyle beraber masaya bıraktığım efkarım en yüksek safhalara doğru at koşturuyor. Bir anda müzik sesi kesiliyor, kısa bir sessizlik sonrası  her yerden  gelen insan kalabalığı gürültüsü  kulaklarımda çınlıyor. Dışardan  bir güruhun geldiği düşüncesine kapılıyorum. Bana çöken ağırlığa direnip, gövdemin üstünde emanetmiş gibi duran başımı kaldırıp kapıya bakıyorum, duyduğum seslerin dışardan gelmediğini anlayıp, tüm sükunetiyle bana bakan kapıdan alıp, etrafta gezdiriyorum gözlerimi.  Masada oturan insanların bakışlarını görüyorum üstümde, hepsi de beni suçlarcasına, kendi günahlarının üstünü örtbas etmek için aşağılayıcı gözlerle bakıyorlar bana. ‘’Yaptığı yanlıştı! Çok yalnıştı!’’ diyor nereden geldiğini anlamadığım bir ses “evet yanlıştı, cezasını kesmeli!’’ diyor bir başkası. Kulağımda çınlayan ve beni derinden yaralayan bu sesler yerini, etrafı saran fısıldaşmalara bırakıyor. Kısa süren fısıldaşmalar sonrası sesler yeniden gitgide çoğalıyor. Ellerimle kulaklarımı kapatıp “o sesler sussa!” diyorum “sussa o sesler de yeniden müziğin sesini duyabilsem! O sesler sussa da kendi sesimi  duysam!“
Ucuz yargılarıyla benim ipimi ellerime vererek hükmümü kesmiş seslerin nefesimi kesen gürültüsü bir yandan, vicdanımla girdiğim savaşın içinde ben direndikçe bana dayatılan doğrulara inanmak mecburiyetiyle, körelmiş yüreklerin egolarını okşuyorum.
Azalan seslerin ardından başımı kaldırdığımda dibini bulduğum şişenin ağırlığıyla, masada  bir ben birde, benle alay edercesine gözlerimin içine bakan “Bir iple intihar da edebilirsin, salıncak da kurabilirsin. Hayatın ipleri senin elinde.” diyen üstat kalmıştı.
Acemi, genç bir ressamın fırçasından çıktığı belli olan bu duvar resminin altında yazan cümleler kulağımda çınlarlarken ağır hareketlerle ayağa kalkıp hesabı ödeyip üstadın yanına gidiyorum. Denizin tam ortasında eski bir sandalın içinde dalgalarla boğuşurcasına sallanıyorum, dengede kalabilmek için  duvara yaslıyorum elimi. Beni izlercesine vakur bir duruşla hala bana bakan üstada  bakıyorum, kendinden emin bir adamın edasıyla ’’hayatın ipi koptu üstat, kopardılar! Elimizde ne intihar edeceğimiz ne de salıncak kurabileceğimiz bir ip kaldı!” deyip meyhaneden ayrılıyorum...



Kategoriler

downloadfilmterbaru.xyz nomortogel.xyz malayporntube.xyz