Gazi Mustafa Kemal’in ülkemizin yegane lideri Atatürk’ün belki de çok konuşulmayan yanlarından birisidir sinemaya olan tutkusu ve ülkemizin kahramanlık yıllarının özellikle yabancı sinemacılar tarafından kameraya alındığına dair dokümanter çalışmaların olduğu bilgisi tarihsel olarak belki de çok okunulmayan önemli ayrıntılardan …

 Ali Özuyar’ın titizlikle hazırlamış olduğu ‘Gazi’nin Sineması’ kitabı Atatürk’e olan hayranlığımızı bir kez daha fazlalaştıracak cinsten bir çalışma. Çünkü kitap hem Atatürk’ün sinemaya verdiği önemi ve hassasiyeti anlatmasının  yanı sıra  bir liderde olması gereken özelliklerden en önemlilerinden birisinin, medeni ve kültürlü olması gerekliliği üzerine de tarihe not düşüyor.

 Kitabın ilk bölümünde Riyaset-i Cumhur sineması diye bir bölüm yer almakta ve Gazi Mustafa Kemal’in, Eylül 1925 yılında köşkteki sinema operatörlüğünün kadrosuna Mehmet Necati beyin atanmasıyla başlayan bu süreç köşkte önemli bir sinema izleme sürecinin de başlamasını sağladığı süreç bu bölümde tüm ayrıntılarıyla anlatılmakta…

  Çankaya köşkünde Atatürk’ün beğendiği oyuncular da dikkate alınarak filmler özen gösterilerek seçilirken aynı zamanda onun en çok kurmaca ve jurnal film izlemeyi sevmesi de göz önüne alınarak yapıldığından ve Atatürk’ün özellikle gece yarısından sonra film izlediği ve en çok beğendiği filmlerin arasında komedi filmlerinin de olduğu kitabın naklettiği bilgiler arasında yer alıyor.

 Bir anlamıyla da o yıllara dair sinema tarihinin iz düşümü sayılabilecek bu filmlerden bazıları ise şunlar: Marx Brothers (Üç Ahbap Çavuşlar), Eddie Cantor (Balıkçı Osman) ve Laurel Hardy’nin filmleri 1930’lu yıllara doğru ikinci dünya savaşından çıkılmış olduğu için dünya çapındaki en önemli yani popüler filmlerin ise komedi filmleri olması çok da şaşırtıcı olmasa gerek…

 Ferdi Tayfur’un seslendirmiş olduğu filmlerde genel olarak bir Türkleştirme efektinden de bahsetmek mümkün çünkü kitapta da geçtiği gibi diyalog listesindeki Türkçe onun katkılarıyla esprili bir hale getirildiği için halkın seviyesine indirilmiş olması da önemli bir ayrıntı sayılabilir…

 1927 yılının sonunda ise sessiz filmlerin yerini sesli filmler almaya başladığını kitaptaki bilgilerle tazelemek mümkün… ‘İlk kez 1929 yılında Opera sinemasında ses ile görüntünün birlikte kullanılmasına tanıklık edildi ve yönetmenliğini Henry King’ in yapmış olduğu ‘Kadın’ın Askere Gidişi’ isimli filmin izlenmesi seyirci açısından izdihama neden olmuştur.’

 Yine önemli bir sinema tarihi bilgisi olarak 1937 yıllarının sonlarına doğru Riyaset-i Cumhur sekreterliğine Türkiye’yi tanıtmak ve ulusal başarılarımızın bir sinema belgesi haline getirilmek için çeşitli başvuruların olduğundan da bahsedilmekte ve kitapta bunlardan başarılı olan Julien Bryan isimli sinemacının yapmış olduğu ‘March of Time’ isimli haber serisi daha sonra o yıllarda gösterime girmiş ve oldukça fazla da ses getirdiği özellikle belirtilmiş..

 Bu bölümde Gazi Mustafa Kemal’in kendi çalışma temposunun yanı sıra boş vakitlerinde ve özellikle geç saatlerde uyumayı göze alarak film seyretmeyi entelektüel bir uğraş haline getirdiği ve köşkteki film izleme etkinliklerine ara verse de hep bir izleme etkinliğinin olduğundan da kitapta tüm ayrıntılarıyla söz ediliyor ve bir alt metin olarak okuyuculara bir yandan da bir liderin ve önemli bir insanın entelektüel uğraşına vakit ayırması gerekliliğinin de altı çiziliyor…

 Ki Atatürk’ün söylediği şu sözlerin de yine bu anlatıma paralel olduğu düşüncesiyle tam da bu noktada notlarıma düşmek isterim ki : ‘Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet ayağı topal, bir kolu çolak sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş gibidir…’

 

 Gazi Mustafa Kemal’in o yıllardaki görünümlerine ve yaşamına ilişkin haber-belge niteliği taşıyan dokümanter çekimleri özellikle 6 Ekim 1929 yılında Amerikan Fox Movietone şirketinin resmi izinle çekmiş olduğu kayıtlardı diye belirtiliyor … O yıllarda gösterime katılan bir muhabirin kaydına göre: ‘Çiftliğin muhtelif kısım ve tesisatlarını içeren filmdeki çiftlik manzaraları, meyve bahçeleri, bir çoban kaval çalarken otlayan koyun sürüsü cidden güzeldi…’ Filmin son bölümünde ise Gazi’nin ve ABD büyükelçisi Joseph C.Grew’in karşılıklı beyanatları yer alıyordu. ‘Bu kısımda evvela Amerika Büyükelçisi Mr. Gru İngilizce olarak büyük Türk inkılabını izah ve bunu yaratan Büyük Gazi Mustafa Kemal’i Amerikalılara tanıtıyordu ve müteakiben Reis-i Cumhur Hz. Türkçe olarak vaki beyanatlarında iki demokrat milletin birbirlerine karşı olan muhabbetlerinden bahis buyuruyorlardı’ *1(sayfa 43 , Gazinin İstanbul Günlerinde Sinema…)

 

 Yine o dönemde gösterilen filmlerden ‘Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’ filmi ile ilgili kitapta da şunlar belirtiliyor:  ‘ Alman hükümeti tarafından Nazi Partisinin baskılarıyla yasaklanmıştı ve ülkemizde de Atatürk bizzat o dönemin sinemacılarına  ‘Savaşın doğurduğu ruhi bunalımları, manevi çöküntüleri, her türlü acıyı açık biçimde belirten bu film, savaşın bütün yönlerini tatmış Atatürk’ü son derece derinden etkilemiş ve savaşın getirdiği felaketleri en iyi biçimde anlatan bir belge niteliğini taşıdığını ve savaştan yeni çıkmış Türk halkına bu filmin gösterilmesini şimdilik sakıncalı bulduğunu bunun için vaktin erken olduğunu söylemiştir.’ *2( Sayfa 46, Gazi’nin Sineması)

 Bu satırlar Atatürk’ün bir lider olarak baskıcı olmadığını ve halkının duyarlılıklarını göz önüne alan bir kişilik olduğunu da gözler önüne sererken, kitapta da belirtildiği gibi Seden Kardeşler Atatürk’ün bu kararı üzerine filmi gösterime sokmaktan vaz geçmişlerdir. Yine Türk sinema tarihi açısından önemli bir yenilik olan filmlerde dublaj kullanmak yerine alt yazılı olarak bir filmin gösterilmesi, ‘Serseri Kral’ filminin İpekçiler tarafından hem Fransızca hem de Türkçe alt yazıyla 24 Kasım 1930 yılında Elhamra sinemasında gösterime sunulmasıyla gerçekleşir. Film Gazi Mustafa Kemal’in de izlemesi için özel bir seansla gösterilmiş ve Atatürk’ün de gelmesiyle özel seansın sonrasında kitaptan edinilen satırlara göre filmin çıkışında Atatürk büyük bir kalabalık ve tezahüratla karşılanmıştır.

 

 Kitaptan okunabilecek ve bir çoğumuzun bilmediği bir diğer konu ise Atatürk’ün Milli Mücadele’nin anlatıldığı filmlerde belgesel ve kurmaca eserlerde bir oyuncu gibi rol almaktan çekinmeyişi ve bu yapımlara doğrudan destek verişidir.

Bu konuda çekingen davranan sinemacılardan biri olmayan Fuat Uzkınay önderliğinde, bu anlamda yapılan ilk önemli çalışma ‘İzmir Zaferi’ isimli belge filmidir ve aynı zamanda Uzkınay’ın tarihteki ilk Türk filmi kabul edilen ‘Ayostefonas’ın Yıkılışı’ filmi olduğu da göz önünde bulundurulursa sinemacı olarak isminden söz edilmesi son derece anlamlı görünüyor…

 Yine Türk sineması için çok önemli aynı zamanda ulusal bir uyanışı da anlatan ‘Bir Millet Uyanıyor’ filminde Atatürk’ün özellikle kamera karşısına geçmesi büyük bir önem taşımaktadır ve bunu ayrıntılarıyla kitapta okuyabiliyoruz... Hiç Atatürk kamera karşısına geçer mi diyen dostlarına filmin çekiminde emeği geçen sinemacılar bu fikrin saçma olduğunu,  Atatürk’ün bu inkılabı propaganda edecek bir eserin içinde yer alacağını ve  onun sesinin bir eser içerisinde muhafaza edilmesinin de önem taşıdığını belirtmişlerdir. Muhsin Ertuğrul yönetiminde olan Nizamettin Nazif’in yazmış olduğu film Elhamra ve Melek sinemalarında 7 Aralık 1932 tarihinde gösterime girmiştir.

 

 Bu ve birçok tarihi önemli bilgi, ‘Gazi’nin sineması’ kitabında anlatılıyor ve özellikle Atatürk’ün çok sevdiği filmlerin listesinin olması da çok sevindirici. Aynı zamanda ona fazlasıyla hayran Amerikalı sinemacıların Türkiye’ye karşı yapılan lobilere karşın ulusal ve modern bir uyanışın uyandırdığı hayranlığı bir filmle göstermek isteyen bir çok yapımcının  olduğu  ve o dönemde başvuruların yapıldığı kitapta yer alan bilgiler arasında… Gazi’nin son döneminde ,kabul edilen bir film ekibini Atatürk orman çiftliğine kabul edişi ve Gazi’nin ABD büyükelçisi ile Fransızca sohbet ederken kayda alması  ile oluşan film ve en son Bryan isimli Amerikan sinemacının filme aldığı görüntüler ‘Yeniden Doğan Türkiye’ konferansları ile gösterilmesi sürekli alkışlarla gösterimi, büyük bir coşkuyla karşılanan filmin etkileri o dönemde büyük yankı uyandırmış ve bunun tasavvuru ise çok etkileyici…

 Ve en son hüzünlü bir kayıt olarak yapılan çekimlerin, onun yani Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1881 yılında başlayan yolculuğu ve ülkemize kattığı inanılmaz etkiler ve yaşanılan devrimin ardından 10 Kasım 1938 yılında hayatının son buluşuna dair oluşu…  Kitabın son bölümünde de belirtildiği üzere bu emsalsiz hayatın sahibi emsalsiz liderin ölümü öğle saatlerinde resmi bir şekilde duyurulur. Bu büyük ve elim cenaze merasimi o dönemde kitaptan da okunabilecek satırlara göre dönemin ünlü sinema şirketleri başta İpek film, HA-KA film ve Marmara Film Stüdyosu tarafından mesleğinin daha ilk yıllarında olan genç bir sinemacı Faruk Kenç tarafından cenaze töreni en başından sonuna kadar çekilir. İstanbul halkının Dolmabahçe sarayını ilk ziyaretiyle başlayan merasim içlerinden her kesimden insanın olduğu büyük bir kalabalıkla başlar ve başkentte yapılan törenle son bulur.

 Birçok ülkeden birçok sinemacının yanı sıra birçok lidere örneğin ‘Atatürk’ün liderliğindeki Türkiye’nin mücadelesinden çok etkilenen Hindu lider Gandi’ye’ de cesaret vermiştir. Sonrasında çok fazla sayıda sinemacı ve yapım şirketi bir ulusun yeniden doğuşunu ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını ele alan filmler yapmak istemiş ve bu istek sonucunda yapılan başvurular yeterince karşılığını bulamamıştır. Ve kitabın sonlarında da okunabileceği gibi ne yazık ki parça parça çekilen birçok görüntü ve kayıt büyük bir cumhuriyet filmine dönüşememiştir.

 Ali Özuyar’ın yazmış olduğu ‘Gazi’nin Sineması’ kitabı hem cumhuriyet döneminin ilk yıllarını ve Atatürk’ün ölümüne kadar olan sinema tarihimizi gözler önüne sererken hem de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sanata ve özellikle sinemaya verdiği değeri ve emeği de ayrıntılı bir şekilde tarihsel bir öykü olarak anlatıyor… ‘Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz fakat sanatkar olamazsınız ’diyen ulu önder Atatürk’ün sinemaya özellikle verdiği değerin kitabı okuyup büyük bir keyifle alt metnine dönüldüğünde , onun sinema tutkusunun altında yatan başlıca sebebin  sinemanın insanlar üzerindeki derin etkisini fark etmesi ve bunu ülkemizde ulusal bir tesir olarak da kullanılması gerekliliğine de inanmasından da kaynaklı diye  düşünmek ufak bir aydınlanma yaşatıyor… Sanata ve özellikle sinemaya daha hafif temalarla yaklaşılan bu dönemlere inat kitabı okumak son derece bilinç açıcı bir etkiye sahip, milyonlarca gereksiz hafifleştirici ile günlerimizi geçireceğimize Gazi’nin sineması gibi kitaplara dönmek tarihin aydınlatıcı ışığından yararlanmak çok iyi gelebilir … Yeni  yılın aydınlık,  bilgi ve sanat dolu olması dileğiyle ….

 

 

 

 

 



Kategoriler

downloadfilmterbaru.xyz nomortogel.xyz malayporntube.xyz