İnsanın içi okyanus değil ki  her şeyi sığdırsın. İçimizde biriktirdiğimiz her ne varsa bir gün ya dudaklarımızdan ya da boncuk boncuk gözlerimizden dökülüveriyor bir anda. Hayatın  bize meze gibi sunduğu sorunlarla oyalanırken  daha önünde ki mezeler bitmeden hayat müşterisini memnun etmek isteyen bir garson gibi ana yemeği süslü bir tabağın içinde getirip tam da masanın ortasına bırakıp gidiyor.  O artık senin kısmetindir ne kadar çabuk yersen o kadar çabuk sindirirsin. Ben bunları sindiremem dersin önce ama kendini o yemeği yemekten alıkoyamazsın.

Sabrın sonu Selamettir diyerek tevekküle bağlamayı o sindiremem dediğin her ne varsa zamanla sindirebildiğini öğrenirsin.

Sıradan güzel bir düğündeydim. Düğün bitmek üzereydi. Düğün bitmemişti ama masaların üzerinde duran büyükler dibini bulmuştu çoktan. Tabi şişede durduğu gibi durmuyor meret, herkesin kafası hoşe. Kimi kalçasını titretiyor  kimi omzunu tabi her yiğidin harcı değil kalçayla, omuzu aynı anda titretmek derken gelinin kınası geliyor.“Oğlan bizim kız bizim çatlasın kaynanası...” şarkısı patlıyor  birden, düğünlerin vazgeçilmesidir bu şarkı çünkü biz de birilerini çatlatmak kaynanada dahil buna artık bir amaç olmuştur. Birilerini çatlatıp sıra birilerini ağlatmaya geldiğinde “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar...” türküsü çalındı hep bir ağızdan ama nafile gelin ağlayacak gibi değil “hem ağlarım hem giderim!” Sözleri mazide kalmıştır artık zamane gelinleri güle oynaya gidiyor artık. Derken gelin elini açmıyor  eş, dost akraba kim varsa  o eli açmak ve   adet yerini bulsun diye pamuk eller cebe giriyor tam o sırada boş bir sandalye bulup oturuyorum. Elinde bir tabak kınayla bir genç yaklaşıyor, yanımda duran sandalyeyi çekip oturuyor. “Kendi kınamızı göremeyeceğiz bari başkasının kınasını yakalım diyor!” Çocuğun ne demek istediğini anlamıyorum, yüzüne  bakıp gülümsüyorum. Biz umudumuzu çoktan kestik diyor. Elime telefonunu tutuşturuyor, oku diyor  neye uğradığımı şaşırıyorum. Mesajların üst kısmındaki isme bakıyorum çocuk anlatmaya başlıyor. Bir buçuk sene görüştük, buluştuk her şey yolunda gibiydi. Sonra durup dururken bir gün görüşmeyelim dedi. Nedenini sordum net bir cevap alamadım. Kafasını dinlemek istiyor diye düşündüm irdelemedim biraz ara vermek ikimize iyi gelir sonra tekrar başlarız diye düşündüm. Sonra ne oldu biliyor musun? Başkasıyla görüştüğünü ve nişanlanacağını öğrendim, dedi  genç adam sesi titreyerek içinde biriktirdiği sözcükler dökülüvermişti ağzından. Belli  ki hayat ona zor sindireceği bir ana yemek sunmuştu yine. Elime tutuşturduğu telefonda bana gösterdiği mesajlar kıza  yazdığı son sözlerdi,  o an her şey dank etti  kafamda. Kızın ayağındaki  yara bandına  takılmıştı gözü çocuğun, belli ki ayakkabı yalamıştı ayağını kızın ve bir yara bandı yapıştırmıştı. O yara bandı ayağa tuttuğu gibi yüreğe tutmuyordu  işte. “Ayağına dikkat et!” diye yazmıştı çocuk mesajda “kendine dikkat et! “  bir tuhaf olmuştum, insan sığamayacağı yüreğe neden girer, neden güzel seven kadınları, adamları değil aksini tercih ederiz. Neden bu dünya hassas kalpler için bir cehennem, neden kadınlar  şairlere aşık olup müteahhitlerle evlenir gibi kafamda  deli sorular, üstümde içtiğim rakının bana kattığı bir hoşluk...



Kategoriler

downloadfilmterbaru.xyz nomortogel.xyz malayporntube.xyz