Nusayri Alevîliğinin dünyada gündeme gelmesi:

Tarihî bakımdan çok eski dönemlere ait olmasına rağmen Nusayriler, şu anda büyük ölçüde Suriye hükümetini kontrol ettikleri için hem Doğu hem de Batı dünyasının siyasilerden, devlet adamlarına ve yazarlarına kadar dikkatlerini celp etmiştir.

Ancak, doğru adlandırma Nusayri mi Alevî mi?

Nusayriler, tarih boyunca al-Nusayriyya (Nusayri) adıyla biliniyor, ancak onlar Alevî olarak yani; “Ali'nin takipçileri” olarak adlandırılmayı tercih etmişlerdir.

Nusayri yazarlarından Muhammed Galib et-Tawail (d. 1932), Osmanlı'nın dört yüz yıllık Suriye işgalinden sonra, 1516'dan beri Nusayri adı ile saygısız bir şekilde anıldıklarından rahatsızlığını ifade etmiştir.

Bu adlandırma, Ebu Şuayb olarak bilinen ve İran kökenli Muhammed İbn Nusayr el-Namiri el-Bakri el-Abdi’den (ö. 883) gelmektedir. Nuseyriliğin kurucusu Mehmed bin Nusayr, evvelce Siî Dâîlerinden olduğu rivayet edilse de Şiî Dâîleri arasında birtakım Türkler olduğu gerçeği göz ardı edilmiştir.

Dâî, Şîî-Bâtınî mezhepleri yaymayı görev edinen, bu mezheplerin propagandasını yapan kimselere verilen bir adlandırmadır. Bu nedenle bölge de Şiî kökenli bir çok Türk’ün bulunduğu gerçeği unutulmamalıdır.

Nusayriliğin tarihçesine bakacak olursak:

Şiiliğin on birinci İmamı el-Askeri ile aynı zamanda Irak’ın Samarra kentinde yaşamıştır. Adından da anlaşıldığı gibi Arap kabilelerinden ben-i Namiri ile ilişkilendirilmişse de bu mümkün görünmemektedir. Kendisi Türk asıllı olmalıdır. Muhammed İbn Nusayr, “On birinci İmam Hasan el-Askeri’ye açılan kapı” olarak anılmaktadır. On ikinci İmam Mehdi’nin gaybetinden (görünmeme) sonra kendisinin İmam olduğunu iddia etmiş ve Ehl-i Beyt’e olan sevgisi ile İmamları yüceltmiştir. Kendisinden sonra İmamlara açılan “kapı” olarak İbn Cündub, sonra el-Cünbulani, daha sonra ise el-Hasibi gelmiştir. El-Hasibi’nin (ö. 957) Nusayri tarihinde önemi büyüktür. Nusayrileri kendi öğretisi etrafında birleştiren kişi olarak tanınan el-Hasibi Bağdat’ta ve Halep’te olmak üzere iki Nusayri medresesi kurmuş, en önemlisi Kitab-al-Hidaya al-Kubra (Yüce Rehberlik Kitabı) olmak üzere pek çok eser bırakmıştır. El-Hasibi’nin Birinci İmam Hz. Ali’ye kadar uzanan bir zincirden “ilahi bilgiyi” aldığına inanılmaktadır.

Gerçek şu ki, tarikat her zaman dokuzuncu yüzyıldan beri dini bir çağrışımı olan Nusayri olarak biliniyordu; ancak onlar kendilerini Alevî olarak görüyorlar ve bu terimin anlamını da Ali'yi takip eden ve Müslüman cemaatine liderlik eden Peygamber'in varisi olarak kabul etmekteydiler.

Suriye’de Nusayrilerin orduda ve yönetimde öne çıkması:

Fransızların Suriye’yi işgali 1920'de yürürlüğe girdiğinde, Fransız yetkililer Beyrut'taki Fransız yüksek komiserinin yetkisi altında kendi komiseri ile ayrı bir Nusayri bölgesi oluşturdu. 1 Temmuz 1922'de, bu Nusayri bölgesine “Devlet el-Aleviyyin” (Aleviler devleti) adını verdi. Devletin on yedi temsilci konseyinin on iki sandalyesine sahiptiler, Sünniler ve diğer azınlıklar beş tane sandalyeyi ellerinde tutmaktaydı. 1930'da bu devlet resmi olarak Lazkiye Hükümeti olarak tanınmıştır.

Alevi toprağı olarak anılmaya başlanan bölgede 1 Haziran 1922’de Alevi özerk devleti, 1933’te de Lazkiye hükümeti kuruldu. Alevi özerk devletinin kurulması ile birlikte ‘Alevi’ ismini kazanan Nusayriler, Müslüman Şii dünyasının parçası olarak kendilerini kabul ettirme çabasına girdiler.

1926’da bir grup Alevi şeyhinin yayınladığı bir fetva şöyle demekteydi: ‘Her Alevi bir Müslüman’dır, İslam inancına bağlı olmayan, Kuran’ın Allah’ın kelamı olduğunu veya Muhammed’in O’nun peygamberi olduğunu reddeden her Alevî, Alevî değildir. Aleviler, Şiî Müslümanlardır. İmam Ali’nin takipçileridirler.

1919’da Arap milliyetçilerinin düzenlediği Suriye Konferansını boykot ettiler. Bu dönemde ayrıca kötü ekonomik koşullarda yaşayan ve çocuklarına eğitim aldıramayan Nusayri halkı erkek çocuklarını Fransız ordusunun hizmetine verme yolunu seçti. Böylece Nusayrilerin 1960’lara kadar sürecek ordu içindeki yükselmeleri süreci başlamış oldu ve 1970’de siyasi kontrolü ele geçirmelerine kadar vardı.

1936’da Fransa, Suriye milliyetçileri ile Paris’te Suriye’nin bağımsızlığı için müzakerelere başladığında Nusayriler, Suriye ile birleşmek istemediklerine dair beyannameler gönderdiler. Bu beyannamelerde, Sünnî Müslümanlardan farklı olduklarını, resmi dini İslâm olan Suriye ile birleşmek istemediklerini çünkü İslâm’ın Alevilere kafir gözüyle baktıklarını belirtmekteydiler. Bu nedenle Fransız hükümetinden Alevilerin kendi küçük topraklarında bağımsız olarak yaşamalarına izin vermelerini talep ediyorlardı.

YARARLANILAN KAYNAKLAR: Hataylı A. Faik Türkmen, (1937), Mufassal Hatay Tarihi, İstanbul.; Matti Moosa, (1988), Extremist Shiites The Ghulat Sects, Syracuse Universıty Press, New York.

 



Kategoriler

downloadfilmterbaru.xyz nomortogel.xyz malayporntube.xyz