Hey sen, dostum sen hiç “Altın tasta gül kuruttun mu?”

Tamam sen gülü boş ver, sen hiç “Yâri sinende uyuttun mu?”

Yok yok bunu da geç, sen hiç “Yâr söyledi ben unuttum” dedin mi?

Evet, gönlünü şöyle bir yoklayıp, sen hiç “Gönül efendini buldu!” diye düşüp daldın mı?

Antakya’daki, Sultan Abdülhamid’in parkında sen hiç, “Saçı Leyla’ya vuruldum” diye kendinden geçtin mi?

Yârin geçtiği yollarda yürüyüp, evinin etrafına görürüm deyü yürürken sen hiç “Evlerin önü nane, / Ben kün oldum yane yane” deyü kendinden geçip dolandın mı, hiç?

Bu kadar mı muvafık olur, bankta oturan adam telefonunda “Zara”nın o güzel sesini öyle açmış ki “Saçı Leyla”yı düşünmemek ve “Dante”nin cehenneminde yane yane öylece yolda çakılı kalmak elinizde bile değil.

O gün bütün gün ıslığında, dudağında dilinde mırıldana durursun:

Altın Tasta Gül Kuruttum (Aman Ali'm)

Yâri sinemde uyuttum (Ali'm)

Yâr Söyledi ben unuttum (Aman Ali'm)

Gönül efendini buldu (Ali'm)

Saçı Leyla'ya vuruldum

Evlerinin önü nane (Aman Ali'm)

Ben Kül Oldum yâne yâne (Ali'm)

Ali'm serhoş ben divane (Aman Ali'm)

Gönül efendini buldu (Ali'm)

Saçı Leyla'ya vuruldum.

Ah kele Zara Bacım, nerelere götürdün beni gerek “Halk” müziği gerek” Sanat” ve “Klasik” müziği olarak “Antakya” inanılmaz eserler vermiş sanat dünyasına, sen gel de bunu yeni nesle izah et! Günümüz gençliğine bunu anlat, sevdir, Antakya’nın eski aşklarını. Kele Zara Bacım, aşklar bile başkaydı o zaman, değil öpmek, elini tuttuğunda bile o eli yıkamaz, bir ay sarhoş gezen Alilere dönerdik. Biliyon mu Zara Bacım, yârin evinin taş duvarındaki oyuklardı “Watsapp”ımız, taşı çıkarır aşnameyi oraya koyar, bir iki gün sonra gider cevabı aşknâmeyi alırdık; -ne kadar saf ne kadar temiz ilişkilerdi- çekinir, sağa sola bakardık, gören var mı diye, kızarıp utanırdık, anlayacağınız muhteşem bir romantiklik fırınına atarak kendimizi kül olup yâne yane yanardık…

İnsan gönül efendisi gerektir. Sevdiğini gönlünde seyredebileceği bir ayna…

Kesret içinde vahdeti, çok içinde Tek’i yakından seyredeceği; belki de gönül aynasını arıtabileceği, cilalayabileceği bir aşk aynası…

Yâne yâne kül olmayan gönül, ışığını bulmayan gönül keder buharıyla bulandırır aynayı…

Dünya kokan bir beden bataklığında berraklığı kaybolur gönül aynasının…

İhtiras, hırs, kıskançlık tozuyla görünmez gönül aynası…

Saçı Leyla’ya vurulmayanın yitiktir gönül aynası…

Altın tasta gülü kurutmak, en değerlin olanı anlamaktır, altından da değerli olanı…

Yâri sinende uyutmak aşkın nuruyla cilalamaktır gönül aynasını…

Yâri sinende uyutmak derûnî fırtınaların salında aşk okyanusta salınmaktır…

Yâr söyler, sen unutursun: Yâr öyle söyler ki ömürlük sırlar kelimelerinde köpürür…

Yârin gittiği okulun sokağında Saçı Leyla’ya bakarsın, nane kokan evlerinin önünde rastladığında yâne yâne yanıp kül olursun, aşkından sana sarhoş, divane derler, ama sen aldırmazsın.

Gönlün konuşur o zaman konuşulanlar lisan değil kalp dilidir.

Gönlü istila edip, beyni esir kılan sadece ayrılık acısı değil, künefeden de tatlı bir aşk, bir ilham…

Öylece bakarsın Leyla’na sonra bedenin şekli kaybolur, tarifini kaybetmiş bir tasvir olur karşında…;

Varlıktaki renkler beden tablosundaki görüntüler kaybolur, madde özünü yitirir bir hayale döner.

Ali mi Leyla’nın peşinde, Leyla mı, hangisi avcı, hangisi av; hangisi avlayandı hangisi avlanan?

Leyla bir deniz Ali de farklı iki denizin kavuşması bu.

Aşk deryasını kurutan Leyla, onu gözyaşıyla doldurması gereken Ali…

Antakya’yı harap edecek olan Leyla, onu imar edecek olan Ali...

Habib-i Neccar Dağı’nı yakacak olan Leyla, onu yeşertecek olan Ali…

Antakya parkını kamaştıracak olan Leyla, oraya ışıyacak olan Ali...

Derler ki Ali yanmaya hazır bir kandil; Leyla Çerağ’ı…

Yane yane kül olan hem kandili hem de Leyla Saçlı Çerağ’ı yakar…

Ortada ikisinden de eser kalmaz, yanıp kül olan bedenler yok sadece bir aşk çerağı parlar…

Bu öyle bir Çerağ ki Adem’den beri Alilerin gönlünü yakıp kül ederken aydınlattı…

Sen hiç “Saçı Leyla’ya vuruldun” mu, “Yane Yane yanıp kül oldun mu?”, sen Antakya sokaklarında pervane gibi Çerağ’ın Leyla’nın evini tur ettin mi?

Pervaneler gibi sen hiç, Çerağ’ın Leyla’nın etrafında dönerken yane yane yanıp kül oldun mu?

Sen hiç saçı Leyla’ya vuruldun mu?

Sen Ali olup yana yane kül olup, kendini ve çevreni aydınlatın mı?

Hele bir saçı Leyla’nı bul, Ali ol, yane yane kül ol, evet ancak o zaman anlarsın, tanırsın bizim gibi Alileri!

 



Kategoriler

downloadfilmterbaru.xyz nomortogel.xyz malayporntube.xyz