Son yaprak dalında duracak mı dersin... aydınlığın yerine karanlık dolmayacak mı? prangalar vurulmuş yeni umutlara yeni bir hayat ne vakit!.. senden haber yok be şekerim... bilir misin ne söyler, ne anlatır yüzümdeki çizgiler... iyimser bir gül olacaktın gönül bahçemde şimdi muamma! hani o dalgalarla alay edilen sandalda masum bakışların, n’oldu?

ölmek yaşamak mı seninle, yağmurun çiselediği kuru simidi iştahla yediğimiz güven parka bahar gelmeyecekmiş, duydun mu? nisan yağmurlarının arkasında bahar! sanki sizden geçtim der gibi şerefli ve utanmaz!.. oysa mazideki baharlardan kalmış, sararıp solmuş bir avuç ot yeterdi yeşertmeye ümitlerimizi, olmadı. içimdeki karanlıklara doğru giderken sessizce, sararan otlara benzedi aşkımız fikrimce... nisan yağmurlarının arkasında saklı bahar, sanki “gelmek istemiyorum” dercesine nazlı. oysa geçmiş baharlardan kalmış fakat sararıp solmuş bir tutam ot bekliyor baharla yeşermeyi... solgundu otlar belki yorgundu, ayaktaydı dimdik “yıkılmayacağım” diye haykırıyordu sonbahara karşı... sessizliğin ötesinde bir sessizlik hakimdi, sararan otlara yas tutma vakti gelmişti... ağlıyordu... suskun, kim bilebilirdi ki bir tutam otun sevebileceğini... böylesine duygulu olmak için ot olmak mı gerekliydi. nisan yağmurlarının faydasını görür mü sararan otlar!.. nisan yağmurlarıyla gelen sel seni alıp götürdü çiçeğim, hakkettik mi etmedik mi? bilmiyoruz... sana olan aşkım bahara olan aşkı kaldırdı sararan otların... artık ne vakit bulutlansa gökyüzü sararan otlar ve sen geliyorsun aklıma. sen yok’sun, ben yok... nisan yağmurları devam ediyor tüm haşmetiyle, sararan otlar baharı bekler, ben seni. seni sevmek yüce bir şey nefes almak gibi, ibadet gibi kutsal... düşün ki bir tutam solgun belki yorgun ot ne ifade ediyorsa bahar için ben de onu ifade ediyorum senin için... anlatmak kolay anlamak kolay durmak

bilmez duyguların durulduğunda, karabulutlar  üstümüzden çekildiğinde hatayı, hatanın bizde olmadığını!..

senden gelen son mektubu defalarca okumadım... yine boş beyaz bir kağıttı zarftan çıkan... senin duyguların kadar temiz, gülüşün kadar tatlıydı. elbette bir sayfaya sığdıramazdın hayallerini, bir sayfaya sığdıramazdın aşkını... bilirsin... eiffel’e bakmak için sen’in yanında oturmak gerekmez... şimdi düşlerimde mi dolaşıyorum sen’in etrafında! yoksa sen, ben’den daha mı sulu? oysa en çok sarı nehir’in sevgisi vardı içimizde. neden maziyi yad ediyorum?... sen’i görmemek desem değil... özlemek desem de değil!.. derdimizi biliyorduk... rikkatle yavaş yavaş kımıldardı hakk’a doğru düşünceler... böyle çıktık tepecik diye bir yere... oradan mescid-i aksa, sonra st. pierr’e ve daha nice tapınaklarda o’na tutunduk bin yıllardan beri... gel... şimdi gelirsen yerimde bulacak mısın? önemli bakma buna yine de ... tarih sayfalarını gezin gerilere doğru usulca, orada bir ömer hayyam var, bir gece yatsı namazını ada ettikten sonra dokun yanaklarına. o’nun gözleri bizim gibi ıslak... sonra gel berilere dalışa geçen martı gibi hızla... sarayburnu’na demir atmış var olmayı bekleyen beni gör!.. mezarlığı bir dolaş “bir sağlık, bir sevinç hikaye hepsi” diyen orhan veli’yi gör!... fermanı kendi yazan hakk’ı hakk’ta bulup dünyanın anasını satan ümit yaşar’ı gör!.. sen hakk’ı ararsın, hakk seni aratır. sen hakk’ı hakk’ta bul!.. var’sın. kafir mi diyecekler, defterden mi silecekler hikaye hepsi! ne hakk’ı inkarla hakk’sız olunur, ne hakk’ı ikrarla hakk’lı olunur! doğruyu senin gibi aratan bulur!

 

 



Kategoriler

downloadfilmterbaru.xyz nomortogel.xyz malayporntube.xyz