Kadın masum bir bakış attı adama. İçinde fırtınalar koptu adamın. Ve arkasından şuh bir gülüş.. Yanına gitti kadının adam. Tanıştılar. Sahil kenarında uzun uzun konuştular.

Kadın hayallerini anlattı. ‘Benim sevdiğim adam şöyle olmalı, böyle davranmalı, sadece bana bakmalı, özel günlerde beni daha da mutlu etmeli, ev işlerinde bana yardım etmeli. Kadın anlatırken adam onu duymuyor uzun siyah saçların rüzgârda dans edişini kara gözlerin ışıl ışıl yanmasını izliyordu. Adam aşkını bulduğunu düşündü.

Kadın ise… O kendine güvenli bir liman bulmanın mutluluğunu yaşıyordu.

Adam gözlerini alamıyordu kadına bakmaktan.

Kadın iyi bir dinleyici bulmuştu. Hiç itiraz edilmiyordu söylediklerine. Sadece sadece ona bakan bir çift göz vardı.

Kadın çok mutluydu! Adam çok âşık!

El ele yürüdüler kordonda, saatlerce deniz kenarında…

Bir ütopya yaşıyordu adam.. AŞK!

Bir gerçekle karşı karşıyaydı kadın. Evlilik!

Adam ‘aşk’ diye söylendi. Kadın ‘ o benim’ dedi. Adam ‘kalbime bir şeyler oluyor’ dedi. Kadın ‘ben içeri giriyorum’ dedi.

Adam bilinmezlere, yüreğinin emirlerine kendini bıraktı.. Adamın gözleri kör oldu. Kalbi aşkla doldu. Nereye baksa onu görüyordu. Duyduğu her ses onun sesiydi. Adam ‘ben âşık oldum’ dedi.

Kadın bundan memnun oldu.

Kadın mutluydu. Ona âşık olan bir adam vardı. Adamın işi vardı. Adam güzel sözler söylüyordu. Adam iyi kalpliydi. Kadın ‘senden çocuğum olsun isterim’ dedi. Adam sevindi.

Kadın gerçekle yaşamaya başladı. Düzenli, çalışkan iyi kalpli bir kocası vardı artık.

Kadın hiç değişmedi. Adam da hiç değişmedi. Ama bir şeyler yanlış gidiyordu. Adam Aşk diyordu. Kadın ‘niye mutfakta bana yardım etmiyorsun?’ Adam Aşk diyordu. Kadın  ‘ihtiyaçlarımı karşılayamıyorsun!’ Adam aşk diyordu. Kadın ‘ başka biri mi var?’ Adam aşk demeye devam ediyordu. Kadın ‘ sen değiştin’ diyordu.

Kadının uzun siyah saçları okyanus gibi dalgalanıyordu. Her dalga adamın suratına yalnızlığını vuruyordu.

Işıl ışıl parlayan gözler birer el bombasıydı, adamın gözlerinde patlıyordu. Küçük titrek elleri gerçekleri balyoz gibi vuruyordu yüzüne.

Adam kalbine baktı. Kadın oradan gitmişti. Adam AŞKa sarılacaktı. Kadın aşkı da alıp gitmişti.

Kadın, aşkı ihtiyaçlar bütünü olarak görüyordu. Adam, bir yaşam biçimi.

Adamın her saniyesi aşkla geçerken kadının hayatı ihtiyaçlarının karşılanmasına odaklıydı. Ne zaman ki ihtiyaçlar karşılanmadı. Kadın adamın kalbinden gitti.

Adamın aşkını da aldı gitti.

Adam aşksız kaldı.

Adam deniz kenarına gitti. Kumsalda diz çöktü. “Bu işte bir aşksızlık var” dedi.

Kendini denizin koynuna bıraktı.

Âşık adam İmparatorluğun çöküşüydü… Film içinde film oynanıyordu. Bu çöküşün ardında hiç bir şey ümit ışığı yakmıyordu…

Adam, bu yüzden şairdi!

Kara gözlerinde bütün bir evreni görmüş olması ve o evreni bir şişe şaraba değişmesi nasıl anlatılabilirdi?

İşte, bu yüzden denizin koynunda kayboldu bugün!

Karanlık çöktüğünde ışıklar giderdi limanda. İki dümeni olan o siyah gemi ağır ağır demir alır, açılır, git gide ufalır ufukta, kaybolurdu. Bir imparatorluğun çöküşü gibi. Geride ne bir filika bırakırdı, ne de bir sandal. Boynu bükük kalırdı liman. Gemi hayallerde kalırdı…

İki dümeni olan gemi… Hangi dümeni çevirse o an adam çıkardı karşısına.

Adam dedi: “Bir masada oturuyorum önümde mavi bulutlar. Bir zamanlar mavi bulutlar arasından süzülüp gökyüzünde, dudaklarına konmuştum. Dokuzuncu senfoni çalıyordu. Kardeşliğimize on adım ileri ve tek vücut olmaya evet, demiştin.

İşte, bu yüzden mavi bulutları sevmiyorum bugün.

Çok geç, evet çok geç. Bir şey için, hiç bir şey yapamayacağımız an!

Bu limanda tinerci çocuklar olur, tiner çeken çocuklar geçer önümden, aklımdan geçenleri bilmezler! Tiner çeken çocuklar beni de çekin yanınıza, tiner çeken çocukları seviyorum, insandır onlar insanım diyenlerden ‘seviyorum’ diyenlerden ziyade. Onlar kadar duygulu olsan(m) . Ayyaşlar kadar anlasan dünyayı. Kim bilir belki o zaman yıkılan imparatorluğun içinden yeni bir hayat çıkardı. En azından film içinde film oynamazdın.

Oysa beni gecenin yalnızlığına bırakıp, üzerime şiirlerimi serpip saksıda unuttun. Beni unuttun!  Adam denizin derinliklerine sürüklenirken ‘ anladım ki kadın aşk, erkek çıkar’ diye düşündü. Adam deniz oldu. Deniz adama sıkı sıkı sarıldı. Bir oldular..

Kadın, Kendine âşık bir adamın aşkıyla var oldu. Kadın adamın bıraktıkları malları üzülerek-ağlayarak aldı. Çünkü saçını süpürge yapmıştı adama çünkü gençliğini vermişti adama çünkü adam âşıktı bir kere. Keşke saçını süpürge etmeseydi âşık olsaydı. Keşke gençliğini verirken aşkını da verseydi.. Keşke.. Kadın çocuğuna bakmalıydı. İyi kalpli başka bir adam buldu. Ona da hayallerini anlattı. Adam uzun siyah saçlarında kayboldu kadının. Islak dudaklarında aşkı buldu adam. Kadın tüm sıcaklığını hissettirdi yeni adama. Yeni âşık adam güçlü kuvvetli kollarında villası ve yazlığıyla işi gücüyle daha bir sevimliydi sanki!

Kadın ‘çok şanslıyım. Beni seven bir adam var’ dedi.

Adam ‘sen de beni seviyor musun?’ dedi. Kadın ‘ Aaa o nasıl soru tabi ki seviyorum hem de çoook seviyorum’ dedi.

Adam acayip mutlu oldu. Yani neden mutlu olduğunu anlamamıştı! Tıpkı Hz. Âdem’in Havva’yı gördüğündeki mutluluk gibiydi. Hiç tarifi olmayan bir mutluluk. Belki de bir YOK tu her şey.

Kadın onunla evlendi. İhtiyaçları hep karşılandı. Bir ömür boyu mutlu oldu. Yeni adam onun mutlu olduğunu gördükçe mutlu oldu. Yeni adam, ‘kadın mutlu demek ki bana âşık’ dedi. Kadın güldü…

Yeni adam sevindi.

Bir gece eski adam yeni adamın rüyasına girdi: “Bu işte bir aşksızlık var ama belki bir gün kadın da erkeği AŞK olarak görür böyle bir umudum var…” dedi.

Yeni adam gülmekten öldü!

 



Kategoriler

downloadfilmterbaru.xyz nomortogel.xyz malayporntube.xyz