Sonbahar, kış ayları hüznü çağrıştırır hep çünkü yaz gürültüsünden, kalabalıklardan  sıyrılıp  kendinimizi sorgulayıp, kendi sesimizi duyabildiğimiz  bir sığınak olmuştur hep. 

Ama bu sefer ki hüznün sebebi başka, bu sefer ki hüznün dozajı biraz fazla!

Ülkemizde son yaşanan depremle beraber yaşanılan acıları tarif edecek ne bir söz vardır ne de bir cümle!

O beton yığınlarının arasından sağ çıkan insanların olması sevinci bir yana, küçücük kalbiyle 91 saat direnen küçücük bir kız çocuğunun annesiz büyüyecek olmasının verdiği burukluk var içimde. O depreme maruz kalıp, yakınlarını kaybeden  insanların yaşadıkları travmaları atlatmaları hiçte kolay olmayacak olmasının üzüntüsü de...

Klavye üzerinden kahramanlık yapmayı kendimize görev bilmiş olan bizler bir kaç güne kalmaz, sıcak evlerimizde çayımızı yudumlarken enkazın altından çıkan insanların,  yeni bir hayat mücadelesine başladıklarını  çoktan unutmuş olacağız.

İnsan olmak, başkasının acısını hissetmek ya da hissetmeye çalışmak bunlar bir yana, asıl mesele insanın kendi acısıyla başa çıkmaya çalışmasıdır.

“Bir insan, acı çekmenin kaderi olduğunu gördüğü zaman, acısını kendi görevi olarak kabul etmek zorunda kalacaktır; bu onun tek ve eşsiz görevidir. Acı çekerken bile evrende eşsiz ve yalnız olduğu gerçeğini kabullenmek zorunda kalacaktır. Hiç kimse onu acıdan kurtaramaz ya da onun yerine acı çekemez" der Viktor E. Frankl.

Frankl’a göre yaşamak, acı çekmektir. Yaşamı sürdürmek, çekilen bu acıda anlam bulmaktır. Eğer yaşamda bir amaç varsa, acıda  ve ölümde de bir amaç olmalıdır. Çekilen acılar  insanın varoluşsal  nedenini   sorgulamasına, acıda anlam bulamayan insanların intihara kalkışmalarına sebep olmaktadır. Mutluluk gibi acıda da bir anlam bulmak yaşamda alacağımız nefesin  gayesi olur. 

Buna bir örnek vermek gerekirse, Nazi kampı sırasında, eşinin ölüm haberini aldığında üzüntüden intihar etmeyi düşünen arkadaşını teselli etmeye çalışan Frankl, arkadaşına şunu soruyor: “Eğer sen ölseydin ve eşin hayatta olsaydı, senin ölüm haberini aldığında nasıl hissederdi?”. Buna karşılık arkadaşı: “O hiç dayanamazdı, benden daha kötü olurdu.” diyor. Sonrasında Frankl şunları dile getiriyor: “Demek ki şu anda çektiğin acının bir anlamı var. Eğer intihar edersen bu çektiğin acının hiçbir anlamı olmayacak.”

Her şeye rağmen yaşamda  anlam aramak ve bu yaşamın bizden ne beklediğini Frankl’ın da dediği gibi öğrenmemiz gerekiyor. Hayatın bize neler sunacağı bizim onda ne bulacağımız, isteklerimizden ibaret değil!

Enkazdan çıkan, yaşamın onlara ne verdiğini bile bilmeden yaşama umutla tutunan insanların çektikleri acıda   bir anlam bulacaklarını umuyorum. Elif’in ve Ayda’nın  yaşadıklarını başkaları yaşamasın diye hayata tutunacaklarını, bu bozuk düzene baş kaldıracak, sağlam binalar inşaa edecek müteahhitler olabileceklerini umuyorum.

Acıların azaldığı, çocukların beton yığınlarının altında değil, gökkuşağı altında kalacağı bir dünyaya uyanmak umuduyla...



Kategoriler

downloadfilmterbaru.xyz nomortogel.xyz malayporntube.xyz