Dün kutlanan 96. Cumhuriyet Bayramı etkinliklerinde bir anda aklıma takılan bu oldu. Kurtuluş Savaşı döneminde Sovyetlerden silah aldığımız için 500 ton buğday verdiğimiz günlerden, daha bugüne kadar dış güçlerin bizi ne kadar bağımsız bıraktığı veya bizim ne kadar bağımsızlık için mücadele ettiğimiz gerçekten de irdelenmesi gereken bir sorudur.

1923 – DP İKTİDARI

Biraz 1950 öncesine dönelim. Osmanlı’dan kalan borçların ödenme süreci, ikinci dünya savaşı, ekonomik burhan ve Atatürk’ün ölümünden sonra yaşanan yönetimde boşluğun olmaması için uygulanan ciddi bir İnönü baskısı. 1923 ile Demokrat Parti’nin iktidara gelişine kadar ki süreçte genç cumhuriyet asla bağımsız bırakılmadı. Bir yanda iç isyanlar, bir yanda Lozan’ın tartışmaları, çok partili döneme geçişte yaşanan zorluklar ve dış güçlerin dönemin yobazlığını iyi kullanması sonucunda bu süreç ülke ekonomisin iyice baltaladı. Tabi Köy enstitü gibi güzel gelişmelerde oldu, ama ağır sanayi hamlesi ve devletçi politikamıza sürekli engeller konuldu. Şeyh Sait isyanın sebebine bakalım. Liderinin 1 Türk’ü öldürmek, 10 gavuru öldürmekten daha iyidir demesindeki sebeplere bakalım. Kaldı ki Şeyh Sait’e Sokak ismi verilen bir ülkeyiz bugün. Neden böyle demişti Şeyh Sait. Tam bağımsız olmayalım diye İngilizlerin köpekliğini yapmıştı ve ülkenin bir yerini resmen yangın yerine çevirmişti.

MENDERES’İN 10 YILI

İte kaka gelinen seçimlerde CHP’yi iktidarlıktan indiren ve 10 yıl boyunca ülkenin gidişatına yön veren Menderes dönemi başladı. ABD kaynaklı gelen tarım araçlarıyla ülke 1 yılda yüzde 200 e yakın büyüme gösterirken, bir sonraki yılda ciddi bir küçülme yaşamıştı. O dönemde başka ne oldu? Biz araçları alırken, ABD subayları da bizim subayların maaşlarını ödemeye başladı. Özel Harp Dairesini hatırlayalım. Yine bir şekilde tam bağımsızlığa engel olundu. Önce NATO üyeliği, sonra Sovyetlere karşı oluşturulan blok ile bir anda sınırların doğusuna düşman olmuştuk. Arada anlatmadığımız, ekonomik bağımlılık imzaları, zeytinyağı düşmanlığı ve mısıryağı aşkı da var. Tarıma ilk saldırı gerçek anlamda bu dönemde olmuştu. Bugün ise mısır yağı belki de başımıza gelen ilk tarım belası olarak görülebilir.

1970’ TEN ÖZALLI YILLARA

Rahmetli Mehmet Ali Birand güzel bir belgesel hazırlayarak Özallı yılları iyi anlatmıştı. Başlık hakkı onun. Menderes’in idamında sonra ülke bir anda NATO’nun kucağına dolaylı olarak düşmüş, aslında ABD için oltadaki balık oluvermişti. Menderes’in kurmaylarının yaptığı hataları da burada söylemeden geçemem ama o dönemlerin hükümetleri dışa bağımlılığın ilk adımlarını bizlere paşa paşa aktarmış, küreselciliğin tomurcuk saldığı dönemlerde devletçilikten vazgeçerek, liberalleşmenin tadına varmışlardı. Fakat sonuç ne oldu, Menderes ikinci döneminde kendi etrafında ve ülkenin etrafında dönen olayların kurbanı oldu. Askeri Muhtıralar derken, 70’ler de geride kaldı. 80 darbesine kadar ülkede neler olmadı ki? Tabi olanlar yine görünen kısımlar. Kapatılan okullar, köy enstitü, tarımın tekrar tekrar çökertilme çalışmaları, meclis kararları ve dönüp dolaşıp dış borçlanmaya maruz kalmak. Arada bir de Ayşe Tatile Çıkınca Ecevit 100’ün üzerinde suikasta maruz kaldı. Tabi sonra sokaklar karıştı. Sonunda onların çocukları başardılar. Kazanan ise sola karşı sağ oldu, yani ülkenin gelecek 40/50 yılına damga vuracak sağ siyasetçiler bu süreçte cımbızla seçildi, kurtarıldı. Kendilerine göre okudular! Bu işlere girmediler.

ÖZAL’IN ÖLÜMÜNE KADAR

Özal, özelleştirme denilince aklan ilk gelen adamdır heralde bu ülke de. Toprağı bol olsun. Parti kurmadan önce ABD’de 6 ay kadar kalan, zayıflayan fit bir şekilde ülkeye dönen Özal’ın tıpkı menderes gibi küreselleşme tutkusu vardı. Ülkeyi bir anda devletçi anlayışından çıkardı. Yabancı sermayeler geldi. İsimler geldi. Ülke de yepyeni bir dönem başlıyormuş gibi oldu derken bir baktık Abdullah Öcalan. Yine rahat bırakmadılar. Bağımsızlığımız hep gölge altında kalsın diye bu kez de Şeyh Sait’in izinden giden PKK’yı kurdular. Türk, Kürt demeden herkesi katletme dönemleri başladı. Köyler yakıldı. Ülkenin savunma harcamaları bir anda yükseldi. Paralarımız ABD merkezli silah şirketlerine giderken bir yanda ÖZEL bir kuruluş olan IMF ye borçlanmalarda sürüyordu. Özal işi kökten çözüp, Türk halkının toprağı olan Musul ve Kerkük’e tam girmenin planlarını yaparken, yıkılıverdi. Niye acaba?

90’LAR VE AK PARTİ’NİN KURULUŞU

90’ların bence iki bölümü var. İlk bölümü terörle mücadele de ne var ne yok herkesin gücünü kullanmak ve ülkeyi PKK’dan kurtarmak. Bu dönemde yaşananlar apayrı bir köşe yazısı konusu ama burada da devletin kimliğini kullananlar ile PKK bir olup, uyuşturucu ticareti yapanlar mı dersin, JİTEM’de olanlar mı? Çekiç güç ile PKK’nın ABD tarafından bizzat koruma altına alınması mı? Arkadaş hiç mi ilerlemeyelim. Sürekli ayaklarımızda bir tane pranga var. Sonra Siyasetçilerin İrtica ile olan mücadelesi. Burada da laiklik ve irtica arasında özellikle Refah Partisi’nin tutumları belirleyici oldu. Sincar’daki konuşma, İstanbul’da düzenlenen etkinlik, madımak derken ülke bir anda karıştı. Arada alevi yurttaşlarımızın haklı çıkışlarından ötürü günlerce süren karmaşalar. Bir anda etnik ve inanç kökenli olarak bölünüvermiş ülke. Erbakan zaten fazla dayanamadı. MGK bu işin tühü olunca iş orda koptu. Sonra yenilikçiler…

AK PARTİ’DEN 2019’A

Yenilikçiler büyük bir değişim umuduyla geldiler. Yüzde 33 civarında oy aldılar ve ülkenin geleceğinde söz sahibi olma hakkı kazandılar. Sonra ard arda çıkan yasalarla, ülkenin tarımı, sanayisi, bilimi, ticareti tek tek el değiştirmeye, yandaşlar zenginleşmeye başladı. Tarım yasası 2006. Bu yasa yı mutlaka inceleyin. Sonra YAP İŞLET DEVRET ile kaynaklarımızın boşa harcanması. Aralarda Hoca Efendinin yükselmesi. Sıla Hasretleri. Türkçe Olimpiyatları. Yargı reformu ve maalesef 2011 referandumu. Yetmez ama Evet! Diyenler. Bir türlü bağımsızlaşamadık. Sonra malum yakın geçmiş 15 Temmuz falan. Şimdi herkes 15 Temmuz’a ikinci istiklal mücadelesi diyor. Ama işin aslı şudur. O gün Türk Milleti sokağa inerek ülkeyi ikinci istiklal savaşının pençesinden kurtarmıştır. Yani o gün savaş değil, savaş yaşanmasın diye sokağa inenlerin tekrar İstiklal Savaşı yaşanmasın mücadelesidir. Bugün ise son 3 yılda özelleşmeler, Şeker Pancarları, tarımda tam dışa bağımlılık ve gelecek yılların ipotek edilmesi. Bize ağacın düşmeye yakın meyvesini gösterenler, ağacı altımızdan kesiyor biz hala daha bugün bile siyasi söylemlerle kendimizi uyutmaya devam ediyoruz.

96 yıllık bağımsızlık yolculuğu ve 96 yılda ne kadar bağımsız olabildiğimize siz karar verin. 96 yıldır tüm bunlara rağmen faziletini yitirmemiş Türk halkı sayesinde bu topraklar hala daha bağımsızlık mücadelesi veriyor. İstiklal mücadelesi değil.

 

 



Kategoriler

downloadfilmterbaru.xyz nomortogel.xyz malayporntube.xyz