“Sen acıyı biriktirmeyi seversin Olric.

Sen biriktirmeyi seversin...

hadi devam et şimdi,

kuru yaprakları…

Deniz taşlarını…

gözyaşını…

Sorulamamış soruları …

Senden kalan sesleri…

Yaşanamamış paylaşılmışlıkları…

Birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü…

Ve özlemi biriktirmeye…”

Sevgili Tuncel Kurtiz’in Ezel dizisinden kalma yeğenle biten raconları vardı bizim de  sosyal ağlardan kulağımıza aşina olan bir Olric’imiz. Popülaritenin bize kattığı en büyük nitelik sanırım sosyal medyada rastladığımız kitap sayfalarıdır ki, okumadığımız kitapların karakterlerine rastlayıp, azda olsa bir kulak aşinalığımız oluyor. Olric Kimdir? neyin nesidir? Hangi  kitabın kahramanıdır ? Kim uydurmuştur. Onu sahiplenip, ben uydurdum diyeniniz de vardır elbet ama buna bir açıklık getirmek gerek!

Bir garip adamdır Olric..

İstikrarlı, itaatkar

Duyarlı ve gerçekçi...

Turgut Özbek’in iç sesidir, kafasının içinde yaşar. Tutunamayanların inadına bir adamın benliğine  yapışıp kalarak yaşadıklarına ortak olur.

Tutunamayıp intihar eden bir adamın Selim Işık’ın hikayesinin bittiği yerde başlar Turgut Özben’le Orlic’in hikayesi. Dememiş miydi şair “tam bitti dediğimiz yerde her şey yeniden başlar!” diye ama burada başlayan yolculuk insanın en büyük savaşının kendisiyle girdiği ruhsal çelişkilerin olduğunu,  tüm gerçekliğiyle gün yüzüne çıkarıyor. Turgut bulunduğu küçük burjuva sınıfı içinde hayata tutunmaya çalışan genç bir mühendistir. Selim’in intiharının ardındaki sır perdelerini aralamak isterken, kendini içsel bir yolculuğa sürüklenmekten alıkoyamıyor. Selim’in ölümünü araştırdıkça, kendine yabancılaşan Turgut girdiği bu içsel yolculuk, kendisiyle olan bir hesaplaşmaya dönüşüyor. İçinde bulunduğu burjuvazinin sahteliği, gülen suratların ardındaki samimiyetsizlik, insanların bu kadar ruhsuz oluşu gerçeğiyle yüzleşiyor. Bu yolculuğun içinde Orlic; girdiği arayışın içinde toplumdan uzaklaşıp, Selimleşen sadece Turgut’un değil hepimizin iç sesi oluyor.

Tutunmaya çalışıp, tutunamayanların sesi...

Tutunamayanlar kitabının konusu genel anlamda bize hiçte yabancı olmayan modern yaşamın bireyde yarattığı “toplumdan kopma” “ topluma ayak uydurmaya çalışmanın yarattığı ruhsal yorgunluk sonrası gelişen travma” ve “kalıplaşmış düşünceleri reddetme” temalarını içerir. Bir röportajda Selim Işık kimdir?" sorusuna yazarın verdiği cevap "İntihar eden bir arkadaşım, Ural var.  Belki ben varım. Adlarını yazmanın sakıncalı olacağı birkaç arkadaşım var." şeklinde olmuştur. Kitabındaki karakterlere, etrafındaki insanların İlham kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. Turgut karakteri Oğuz Atay gibi bir mühendis olduğunu düşünürsek yazarın hayatından da izler taşıdığı  aşikar. 30 Eylül 1972 tarihinde Pakize Kutlu’nun Oğuz Atay’la Tutunamayanlar üzerine yaptığı röportajda

 “ Selim öldü. Selimlik de ölmüştür. Başarının insanı sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine de kimsenin yanaşmadığını görüyorum. Neden yanaşsınlar? Bir arkadaşımın dediğine göre, ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum. Henüz bir karşılık alamadım.” Sözlerini sarf etmiştir.

 OĞUZ ATAY KİMDİR?

Türkiye’de oldukça tanınan yazar, 12 Ekim

1934'de Kastamonu'nun İnebolu ilçesinde

dünyaya gözlerini açtı. Ağır ceza yargıcı olan bir babanın, ilkokul öğretmeni olan annenin evladıydı. Bunun verdiği avantajlarla nitelikli bir eğitim alma imkanı olacaktı. Beş yaşındayken ailesi Ankara’ya taşındı. İçine kapanık, sessiz bir çocuk olmasının yanı sıra üstün bir zekaya sahipti. Kız kardeşini kıskandığını dile getirmekten çekinmeyecek kadar duygularının bilincinde dürüst, açık sözlüydü. Annesinin öğretmen  kimliğiyle iyi bir kültürel yapıyla büyüyordu. Sahip olduğu zekasının yanı sıra iyi bir gözlemci olması,  etrafındaki olayları en çok sokakta gördüklerini karikatürler olarak çizmesinde önemli rol alıyordu. Gençlik yıllarına kadar karikatürler çizdi. En çok sevdiği ve etkilendiği yazarlar Franz Kafka ve Dostoyevski idi. Eğitim hayatını Ankara’da sürdüren yazar ilköğretimini tamamladıktan sonra Ankara Maarif kolejine girdi. Oldukça başarılı bir öğrenciydi Oğuz, çünkü en yakın dostları kitaplar ve sanattı. Eşref Ün ve Turgut Zaim’den resim dersleri almıştı. Sanatın karın doğurmayacağı kanaatinde olan babasıyla arasında küçük çatışmalar olmasına rağmen babasının onayladığı İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nde eğitimine devam etti. Üniversite yıllarında Marksizm ile ilgilenmeye Marks'ın, Hegel'in, Lenin'in kitaplarını okumaya başladı. Tiyatroya merak sardı. 1957’de üniversiteden mezun oldu onun ardından askere gitti. 1959 yılının Mayıs ayı sonunda askerlik görevini bitirip İstanbul'a döndü. Askerlik sonrası Kadıköy Vapur iskelesi yapımında tamir ve kontrol elemanı olarak iş hayatına atıldı bir müddet sonra istifasını verdi. İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi İnşaat bölümünde öğretim üyesi oldu. 1975’te de doçent olan yazar, Topoğrafya adlı bir de mesleki kitap yazdı. Bu görevler dışında tabi ki sanatı, kitapları, yazmayı ve çizmeyi bırakmadı. Birçok gazete ve dergide yazıları, makale ve söyleşileri yayımlanıyordu. Askerde edindiği dostluklar sayesinde “ pazar postası” adlı dergide sayısız yazıları ve çevirileri isimsiz olarak yayımlandı. Bu sayede “ Turgut Uyar, Cemal Süreyya, Ece Ayhan, İlhan Berk, Atilla İlhan” gibi birçok isimle arkadaş olmuştu. Hobi olarak yazmaya devam ediyordu ama artık  işin ucunu sağlam bir yerden tutup devam etmek istiyordu. Bu tutunma arzusuyla 1968’de “Tutunamayanlar” serüveni başlamış oldu. 1970’de biten roman, aynı yıl içinde TRT roman ödülünü kazandı. Kalın olduğu ve bazı gerekçeler öne sürülerek yayınevleri romanı basmaya yanaşmayınca eser ancak 1972’de yayımlandı, onun ardından 1973’te Tehlikeli oyunlar adlı ikinci Romanı yayımlanmıştır. Hikayelerini Korkuyu Beklerken başlığı adı altında toplayan yazar 1911-1967 yılları arası yaşayan  profesör Mustafa İnan’ın hayatını konu alan  Bir Bilim Adamının Romanı’nı 1975’te yayımlanmıştır. 1973’te Kenter Tiyatrosu'na oynanması için götürdüğü "Oyunlarda Yaşayanlar" oyunu beğenilmemiş, çok kalın olduğu için ilk baskısı iki cilt yapılan Tutunamayanlar'ın ikinci cildi depoda yatmaya terk edilmiş, satışı başarısız olmuştur. Döneminde her ne kadar tartışmalara yol açıp hak ettiği ilgiyi görmese de modern Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olmayı başarmıştır. Kullanılan dil ve anlatım şekli itibarıyla edebiyatta bir devrim olarak kabul edilmektedir.

Hayata erken veda eden Oğuz Atay genç yaşta çektiği baş ağrıları sonucu beyninde bir tümör olduğu anlaşılınca, bir süre Londra’da tedavi gördü ama bu hastalıktan kurtulamayarak, 13 Aralık 1977’de genç yaşta ardında derin izler bırakarak büyük projesi "Türkiye'nin Ruhu"nu yazamadan İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. 

Öldükten sonra 1987'de Günlük, 1998'de ise Eylem bilim adlı eserleri yayımlanmaya devam etti büyük ustanın.

Kısa ama oldukça nitelikli ömründe bize kattığı eserler, Türk edebiyatına getirdiği yeni soluk için iyi ki diyorum. İyi ki bizim bir Oğuz Atay’ımız var. İyi ki doğmuş büyük üstat…

Oğuz Atay 86 yaşında...

Sevgiyle, saygıyla, Özlemle...

-Yağmur yağıyor Olric. Islanıyor etraf ağlasak kimse anlamaz değil mi?

-Anlamaz efendimiz...



Kategoriler

downloadfilmterbaru.xyz nomortogel.xyz malayporntube.xyz